Tülay Dikmen ile Cuma Köşesi

Tarih: 26.01.2024 13:10

NEYE ŞÜKREDİLİR?

Facebook Twitter Linked-in

Üç aylar dedik, 1'e bin verildiği özel günler dedik..
Bu günlerinin rahmeti ve bereketinden istifade etmek için, ibadetlerimize, hayır hasenatımıza daha ehemniyet gösterip, arttırmaya gayret edelim, dualarımız dilimizden düşmesin dedik.. 

Ve geçen hafta dilimizde yer etmiş dualarımızı daha doğru hâl ile Rabbimize sunalım diye anlattık..
Duanın en doğru hâli hataları kabul ederek, şükür ve salavat ile edilendir deyip bitirdik.. 

Gelin bu hafta da duamızın makbul olması ve  ayrıca kulluğun idrâkinde yaşayabilmek için de  gerekli olan "şükür"den bahsedelim dilimiz döndüğünce...
Öncelikle daha iyi anlatabilmek ve anlaşılabilmesi adına; şükür ve hamd ne demektir, farkları nedir bunları anlatarak başlayalım.. 

TDK'ya göre şükür; Allah'a duyulan minneti dile getirmek / Mutlu bir olay veya yapılan bir iyilikten dolayı duyulan hoşnutluğu bildirmek. 

Yani şükür teşekkür etmektir. 

Birde "hamd" vardır..
Bu isimle de yine teşekkür ve minnet ifade edilir ancak arada küçük bir nüans vardır...
Hamd= “iyilik, güzellik  ve 'erdemlilikle' niteleme, övme” mânasına geldiği yazar sözlükte...
Yani şükürden farkılıdır.. 

Şöyle ki; şükür verilen şeylere hoşnutluk ile teşekkür edilmesi iken, hamd ise manasında bulununan "erdemlilik" sıfatı ile verilen her şeye (İyi-kötü/ kolay-zor) erdemli bir tavırla karşılamak suretiyle yapılan teşekkürdür.. 

Daha anlaşılır tabir ile; hamd şükürden daha geniştir..
Hastalık, zorluk, darlık, musibet anında isyan etmeden; gelen şeyin bize Rabbimizden geldiğinin şuurunda ve o kelime mânasında  fark olarak geçen erdemli bir tavır ile karşılama hâlidir.. 

Bu konuyu daha iyi anlamak adına en güzel örnek; Kur’an’ın hülâsası(özeti) olan Fatiha sûresidir.. 
Elhamdülillâhî Rabbilâlemîn (Âlemlerin Rabbine hamd) ile başlar. 

"Rab" terbiye eden demektir..
O zaman "Alemlerin Rabbi" demek, "alemleri(yaratılmış herşeyi) terbiye eden demektir.. 

"Hamdolsun, alemlerin Rabbine" ayeti...
İşte hamd kelimesinin tam manasını Rabbimiz burada bize bildirmiştir.. 

Demek ki âlemlerin terbiye edilmeleri insan için bir ihsan, bir ikramdır.
Kula Rabbinin bir lütfudur. 
Dolayısıyla hamd edilmesi gerektiği için hamd ile başlar... 

Terbiye içinde bazen zorluklar da vardır, imtihanlar da değil mi? 

Misal; çocuğunuzu düşünün...
Onun güzel sıfatlar kazanması için, terbiye adı altında onu hiç zorlamadık mı?
Ya da öğretmen isek, öğrencimizi..
Usta çırağını, abi/abla kardeşini...
Veya askerlik eğitimi?
Zorlarız, zorlanırız..
Ama sonucunda terbiye eder veya terbiye oluruz.. 

Bunlar Rabbimizin terbiye sıfatını anlayabilmek adına verdiğimiz "zere" hükmünde örnekler.. 

O zorlanan, ama sonrasında kazandığı güzel hasletler için teşekkür eden evlat, öğrenci, çırak, kardeş, er misâli.. 

İşte kul da "Rabbim" derken zikrettiği Rab sıfatına güvenerek; o imtihan anında, terbiye edildiğinin bilincinde erdemli hâl ile "ELHAMDÜLİLLÂH" der, demeli... 

Hamd imtihanı erdemli, şuurlu karşılama hâlidir, şükür ise teşekkür ve nimetin devamı için dua mahiyetindedir.. 

Zîra Efendimiz (SAV) "Şükür nîmeti arttırır" buyurmuştur. 

Kur'an-ı Kerîm'de de Rabbimiz bize 75 ayet içinde şükür kelimesi zikretmiş... 

"Öyleyse (yalnızca) Beni anın, Ben de sizi anayım; ve (yalnızca) Bana şükredin ve (sakın) nankörlük etmeyin."(Bakara, 1/152) 

Diğer ayetlerde de, bu ayette de olduğu gibi şükür emredilmiş, ve nankörlüğe vurgu yapılmış.. 

Yani şükür etmeyen aslında nankörlük etmiş hükmünde sayılmış! 

Nankör arapçada "kefûr" ismi ile geçer.
Kefûr, küfr kökünden türemiş bir kelimedir ve “örtmek, gizlemek; nankörlük etmek” gibi manalara gelir. 

Küfr ise dilimizdeki hâli ile "küfür" dür ve terim olarak “Din adına tebliğ ettiği hususlarda peygamberi tasdik etmemek, O'na (Allah'a) inanmamak” diye tanımlanır. 

Hattâ halk arasında "şükürsüzlük küfürdür" diye bir cümle de vardır, duymuşsunuzdur belki.. 
Çok uç bir cümle! 

Hiç bir hadis veya ayet dayanağı yoktur! 

Aslında;  arapçada kefûr(nankörlük), küfr kökünden türediğinden ve şükürsüzlüğün de insanı enaniyete(benliğe), nankörlüğe götürürüp, şeytanın vesveseleri ile küfre yaklaştıracağından korkularak söylenmiştir.. 

Bu kadar tanım, bu kadar açıklama yeter sanki. 

Hadi güncellenelim.... 

Hamd ve şükür kulun; yaratılmışlığının, aciz olduğunun, yardıma muhtaçlığının kabulû mahiyetindedir... 

Şöyle düşünelim acizliğimiz ile... 

Hayal kuralım biraz...
Bir komşumuz var, sürekli bize iyilik yapıyor, kekler börekler ikrâmlar getiriyor, her işte yardımcı oluyor, her derdimizde bize destek oluyor, borcumuzda, hastalığımızda....
Ve biz ise; her ikrâm getirdiğinde sadece tabağı alıp kapıyı kapatıyoruz veya iyilik yaptığında sadece gülümseyip geçiyoruz, borcumuza yardım ettiğinde parayı alıp çıkıyoruz, hasta iken getirdiği çorbayı içip boş tabağı eline verip, arkamızı dönüp uyuyoruz diyelim.. 

Hayal bile edemediniz değil mi?
Bırakın minneti teşekkürü, öncelikle ayıp olur dedik sanki... 

Komşumuza bu tavrı göstersek ne olur?
Bir-iki-üç derken, bir gün gelir ve sabır biter, bıkar, bırakır... 

Peki Rabbimiz?
Bırakır mı? Ya da hiç bıraktı mı?
Nankörlük etsek de, kıymet bilmezlik etsek de bırakmadı..
Son nefesemize kadar da bırakmayacak..
Bizden ümitvâr şekilde bekliyor, kul olmamızı, şükretmemizi, sabredip cenneti kazanmamızı... 

O kek veren komşuya teşekkür etmediğimizi hayâl ettiğimiz anda ki utanç duygusunu hatırlayalım... 

Bizi yoktan vâr eden Rabbimiz, kâinatı emrimize sunmuş...
Her türlü nimeti bahşetmiş..
Ruhumuz bir bedenin içinde...
O bedende kalp atıyor, sindirim sistemi, dolaşım sistemi vs hiç durmadan çalışıyor...
Uyuyor olsak bile..
Hissediyor muyuz? Hayır!
Duyuyor, görüyor muyuz?
Kendi kendimize hayır.
Ama teknolojik tıbbî cihazlarla damarlarımızdaki kan akış sesini, kalp atışımızı, sindirim sisteminin sesini veya nasıl birbirine koordine  yerleştirilip çalıştıkların görüntülerini görürüp duyuyoruz..
Hayrete düşüyoruz! 

Ya sürekli görüp duysaydık?
Görmemiz gerektiği kadarını görüp, duymamız gerektiği kadarını duymamızı ayarlayanda Rabbimiz değil mi? 

O kusursuz ve hiç durmadan çalışan sisteme mi, yoksa o sistemi görüp duymadığımıza mı hangisine ne kadar şükür edilmeli?
Gördüğümüze veya gördürmediklerine mi?


Yazı- kışı-baharı sebep kılıp, toprağa verilen yenilenme ile bize bahşettiği nimetlere mi, yediğimize içtiğimize mi, aldığımız nefese mi, nefesi verebilmeye mi? Hangisine, hangi birine!


Sınırsız sayacağımız nimetleri düşünebilmek için bahşettiği akla mı?
Hangisine, ne kadar şükretmeli? 

7/24, soluksuz şükretsek biter mi? 

Ya da o zerresi bile olamayacak örnekte ki komşuya vermediğimiz tepki misâli teşekkürü hiç düşünmemek mi? 
Ya o yapan komşu biz olsaydık? Devam edermiydik iyiliğe? 

İşte Rabbimiz Rahmân olan...
Devam eden, ettiren, şükürsüz de olsak veren...
Kulunu hep bekleyen...


O zaman Ez cümle Üstad'ın cümlesi ile diyelim ki; Gerçek mânâda kulluk zikir, fikir ve şükür ile mümkündür... 

Başta zikir; Allah'ı(CC) anmak, tesbih etmektir.. Ve en güzel başlangıç zikri ise besmeledir..
Sonra fikirdir ki;  fikir düşünebilmek, tefekkür etmektir.. 
En sonu da şükürdür.. 

Çünkü eğer bize bahşedilen akılla fikir edebiliyor (düşünebiliyor) isek,  bize bahşedilmiş nimetleri görebilmişiz demektir...


Rabbimimiz;  "Rab" sıfatıyla nefsimizi, hayatımızı, kişiliğimizi, karakterimizi terbiye edendir...
Yeri geldiğinde bize ağır gelen imtihanlar da bu sebepledir.. 

Hepimize bunları Elhamdülillah diyerek karşılayabilmeyi, farkında bile olmadan kullandığımız, tükettiğimiz, benim sandığımız nimetlere de hakkıyla şükretmeyi nasip eylesin..


Verilen nimetlere ayrı, bunları görebiliyor olmaya ayrı şükürle.... 

                                                 VESSELÂM…


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —