Bugün, 3 Mart 2024 Pazar

"DELİRTİM SİSTEMİ" dedik; MEB dedik, okul-idare-öğretmen-veli dedik peki ya öğrenciler? 

Hani bir fıkra anlatılır ya; hırsızın biri mahkemede savunma yaparken; ev sahibi evinin kapısını açık bıraktığını, değerli eşyalarının onu cezbettiği için dayanamadını söyler ve hâkim ev sahibini haksız bulur. 
Bu durum karşısında ev sahibi haykırır: "Peki hırsızın hiç mi suçu yok!" diye... 

Şimdi bizde iki haftadır yazıyoruz, sistem, okul, ev ortamı vs çocukları etkiliyor diye ama, "hırsızın hiç mi suçu yok" serzenişine benzer şeyleri söylüyoruz içimizden..
"Tamam da çocukların hiç mi dahli yok" 

Evet sevgili dostlar çocuklarımızında dahli var elbet... 
Ve iki haftadır konuşuyoruz hiç de iyiye gitmiyorlar... 

"Bize göre"; tembeller, üşengeçler, asîler, söz dinlemiyorlar, bizi anlamıyorlar, geleceklerini düşünmüyorlar değil mi? 
Dahası da var biliyorum.
Ama bunların nedenini aslında hepimiz çok iyi biliyoruz.. 
Sadece kendimize itiraf edemiyoruz!
Çünkü yine dönüp dolaşıp ucu bize dokunuyor maalesef.. 

Gelin, çocukların ve gençlerin gözünden bakmaya çalışalım bugünlük..
Ama bir şartla; bakarken "Bizim zamanımızda...!" cümlesini eleştirel değil, farklı yerlerde kullanacağız olur mu? 

Çünkü zaman değişti, biz değiştik, şartlar değişti, dolayısıyla zorunlu olarak onlar da "değişik". 

Hadi bakalım... 

Orta yaş sınıfı breyler olarak durumu değerlendirirsek; bizler çoğunlukla dar veya orta gelirli ailelerin, ataerkil olarak yaşayan, babanın dışarıda işinde, annenin ise sadece evi çekip çevirme işleri ile uğraştığı ve yedi yaşına kadar çocuğunu evinde, dizinin dibinde büyüttüğü  bir zamanda yaşadık... 


Şimdi ise anneler de, iş ve sosyal yaşam şartlarına dahil olduğundan;  çocuklar ortalama 3 yaşından itibaren kreş veya anaokulu ile tanışıyor, hattâ bazen çok daha erken..
Temsil bir tabirle; daha ana kuzusu iken hayatın içine bırakılmış, doğruyu yanlışı yeri geldiğinde keskin kurallarla, yeri geldiğinde arkadaşları tarafından bazen zorbalıkla tecrübe edip öğreniyorlar..


Eğitim boyutuna gelirsek; daha üç-dört yaşında okuldaki çalışma ayrı, ev ödevi ayrı olarak sorumlulukları başlıyorlar. İlk etapta cazip gelen bu durum, sonrasında çocuk 1. sınıfa başladığında, ödev veya ders için bıkkınlığa sebep olmuyor mu sizce de? 

İşte şimdi dönüp, bu açıdan "bizim  zamanımız" diyebiliriz, kıyaslayabiliriz.. 

Bizler ailemiz ile yedi yaşına kadar iyi-kötü,  doyasıya vakit geçirdikten sonra! ilkokula başladığımızda heyecan duyduk, okul veya ödev sorumluluğumuz bundan değil miydi sizce? 

Ayrıca çocuk kız olsun, erkek olsun; okurken yeteneğine göre el becerisi varsa bir zanaat öğrensin diye bir yere çırak verirlerdi belki..İllede doktor olacaksın demezlerdi değil mi? 

(Tabiki o zamanın farklı handikaplarını tartışmıyoruz! Konumuz eğitimdeki zorlama olduğu için bu örneği verdik) 

Bizim orta okulda yaşadığımız bıkkın ruh haline, bu zamandaki çocuklar yedi yaşında geliyor farkında mıyız! 

Buda yetmiyor ! Birde mahalle baskısı! 

Daha anaokulu velisi iken, annelerin kendi aralarında çocuklarını kıyasladığı doğru değil mi?
Öğretmenlerden duyduğunuz  bu konudaki anneleri yönlendirme cümlesi: "Sınıf ortalaması "x", sizinki de yetişmeli!" olmuyor mu?
Bizde belki o "x" seviyesinde olamayan, daha üç-dört yaşındaki çocuğumuza baskı kurup, yarış atına çevirmiyor muyuz?


Çocuk gözünde; ilişkimiz, sevgimiz, takdîrimiz, taa o zamandan "başarabildiğine" endekslenmiyor mu?
Neticesinde bu varlık bir çocuk!
Hemde kendi çocuğumuz!
Ruhu çocuk!
Aklı çocuk!
Tek ihtiyacı, karnının doyduğu gibi ruhunun da doyması değil mi?
O  minik ruhu doyuracak, koşulsuz olması gereken sevgiyi başarısıyla almayı öğrenmiyor mu?
Pekii.. Ya başarması gereken şey yeteneği veya kapasitesine uygun değilse?
Ve yapmıyor değil, başaramıyorsa?
Ne hisseder, nasıl dindirecek ruhî açlığını? 

Ya da biraz büyüyüp ortaokul çağı geldiğinde veli toplantısında her branştan ayrı ayrı; "*Yapabilir, *Zor değil, *Sınıf ortalaması şu, *Yetişmeli, *Kapasitesini kullanmıyor, *Uyarın, *Gerekirse yaptırım uygulayın, *Yapmalı, yoksa açıkta kalır, *Yazık sizin gibi özverili bir ailesi var ve kıymet bilmiyor, *Hep geride, *Ödevler eksik, *Onun geleceği için çabalıyoruz, *Matematikten ders almalı....." cümlerini duyuyoruz... (Ben duydum)


Hele birde toplantı çıkışında, belki yeteneği o yönde vârolan veya itaati kabul edip, mota mod bir sistemle dersleri "başarılı" bir çocuk velisine denk gelirsek, vay haline evde bekleyen çocuğun!
Şimdi içimizden diyoruz ki "Ben asla çocuğumu kıyaslamadım ki.." 
Peki içten içe "Neden benimki yapmıyor demedik mi" Bunu dile yansıtmasakda, beden dilimizden hissetmedi mi çocuk?
Ya da o toplantı dönüşünde olumlu olarak geldik diyelim,  çocuğu o olumluya şartlamış olmadık mı? 

"Olabilir, şu an böyleymiş ama seni de anlıyorum çok yoruluyorsun, haklısın" cümlesi kaç kez çıkabildi ağzımızdan?
Ya da "Senin resim yeteneğin varmış, geliştirmek ister misin?" diyebiliyor muyuz, yoksa "Matematiğin eksikmiş, ders alman lazım" mı diyoruz? 

İşte hatâmız bence tamda bu!
Yeteneği olsa zaten başarır, her çocuğun sayısal zekâsı olmak zorunda mı? 

Ben kendi tecrübelerimle bunu zamanla farkederek ve tam olarak başardığımda 3. çocuğumun velisi idim.. 

Maalesef…

Şimdi bu konuda ki ısrarım bu yüzden.. 

Çocuklarımızı hayatları adına, hiç bir artısı olmayan "delirtim sistemi" içinde incitmeden, kaybetmeden korumalıyız!
Yeteneklerini açığa çıkarıp destekleyerek onları başarılı ve özgüvenli hâle getirebiliriz..
Emîn olun bu yolla çocuk kendine güven duyduğunda, diğer konularda da başarısını arttırıyor.. 

Ayrıca; geç kalmadan, bizim koşul sunduğumuz "başarı" sebebiyle veremediğimiz sevgiyi, anlayışı yanlış bir yerden bulup sarılmasınlar diye.. 

Sarılacakları şeylerin çokluğunu şimdi yine "bizim zamanımızda.." diyerek kıyaslayabiliriz..
Bizim zamanımızda dünyanın içine sığdığı, her yere, gerekli gereksiz her bilgiye ulaşabildiğimiz, yalnızlık hissettiğimizde kim olduğunu bilmediğimiz, dost maskeli düşmanlarla karşılaştığımız cihazlar yoktu elimizde...
Onların var! 

İllâ "bizim zamanımızda...." diye konuşacak isek,  en acı örneği ile bitirelim o zaman.. 

Bizim zamanımızda ailemiz hava kardığında evimizin daracık sokağını bile tehlikeli bulup bizi içeri alırdı. Biz şimdi en güvenli yer olarak gördüğümüz evimizde, kendi odasında, "dersini bitirdikten sonra!" diye tek şartımızı koşarak; o dar sokağı bırakın, dünyadaki bütün tehlikeli sokakların karanlıklarına,  kendi elimizle salıyoruz onları! 

Çünkü  çocuklarla aramızdaki ilişki  mecburiyetleri; birlikte vakit geçirmeyi çoktan bitirdi! 
Onu kendi ile başbaşa bırakmışız artık! 
Bulamadığı takdîri, sevgiyi sahte bile olsa  oralarda arıyor belki! 

Geçen hafta görüştüğümüz, eğitimciden veliye, pdr den psikoloğa herkesin dilinde tek ve benzer cümleler: "Maalesef sıralama-net-ortalama, kazanma uğruna çocukları kaybediyoruz!" 

Ve sonucunda; ilişkimizi, sevgimizi bitirdiğimiz çocuklarımız için, "asi, tembel, söz dinlemez..." etiketlerini yapıştırıveriyoruz! 

Şimdi başta yazdığımız fıkrayı ironik olarak terse çevirsek ve desek ki;
Çocuklar böyleler... Hâkim bey! 
Ama onlarda (çocuklar) mahkemeye gelse; anlatsalar yaşadıklarını, ya da bizim yaşatamadıklarımızı, eksik bıraktıklarımızı!
"Hırsızın hiç mi suçu yok hakim bey" demezler mi bizim için?
Derler.... 

3 haftadır yazdıklarım asla bilimsel, psikoloji vs değil..
Zaten alanım olmadığından haddim de değil..
Sadece tecrübelerim ve gözlemlerimi paylaştım sizlerle.. 

Kıssadan hisseye ve güzelliklere vesile olsun niyetiyle... 

                                                VESSELÂM


DELİRTİM SİSTEMİ-3 SON NOKTA!

ÇOCUKLARIMIZ

Tülay Dikmen ile İronik Sorgulamalar

5.12.2023 10:45:00

Erzurum'dan yeni bilim atağı

Erzurum halkı bugün seçim olsa kime oy verecek?

İYİ bir Narman için haydi kaldığımız yerden devam edelim!

Başkan Mahmut Uçar; tarihe vefa borcumuz var!

Büyük Birliğin büyük projeleri…

Bunu da SEKMEN yaptı (4)

TÜRKİYE’Yİ TEK-MENDEN ERZURUM U SEKMEN DEN KURTARACAĞIZ

28 Şubat..

TORTUM SPOR YÖNETİMİNDEN FUTBOL İL TEMSİLCİSİNE ZİYARET

Oltu’da sürprizlere hazır olun!

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.Fenerbahçe 28 23 1 4 50 73
2.Galatasaray 27 23 1 3 42 72
3.Trabzonspor 27 14 9 4 10 46
4.Beşiktaş 27 14 9 4 8 46
5.Kasımpaşa 28 11 10 7 -2 40
6.Rizespor 28 11 11 6 -9 39
7.Sivasspor 28 9 8 11 -3 38
8.İstanbul Başakşehir 27 10 11 6 2 36
9.Antalyaspor 27 8 8 11 1 35
10.Kayserispor 28 10 10 8 -6 35
11.Samsunspor 27 9 12 6 -3 33
12.Adana Demirspor 27 7 9 11 3 32
13.Ankaragücü 28 6 10 12 -3 30
14.Alanyaspor 27 6 9 12 -8 30
15.Fatih Karagümrük 27 7 12 8 1 29
16.Hatayspor 28 6 11 11 -7 29
17.Gazişehir Gaziantep 27 7 13 7 -9 28
18.Konyaspor 27 6 11 10 -13 28
19.Pendikspor 27 6 13 8 -23 26
20.İstanbulspor 28 3 18 7 -31 13
1.Fenerbahçe 28 23 1 4 50 73
2.Galatasaray 27 23 1 3 42 72
3.Trabzonspor 27 14 9 4 10 46
4.Beşiktaş 27 14 9 4 8 46
5.Kasımpaşa 28 11 10 7 -2 40
6.Rizespor 28 11 11 6 -9 39
7.Sivasspor 28 9 8 11 -3 38
8.İstanbul Başakşehir 27 10 11 6 2 36
9.Antalyaspor 27 8 8 11 1 35
10.Kayserispor 28 10 10 8 -6 35
11.Samsunspor 27 9 12 6 -3 33
12.Adana Demirspor 27 7 9 11 3 32
13.Ankaragücü 28 6 10 12 -3 30
14.Alanyaspor 27 6 9 12 -8 30
15.Fatih Karagümrük 27 7 12 8 1 29
16.Hatayspor 28 6 11 11 -7 29
17.Gazişehir Gaziantep 27 7 13 7 -9 28
18.Konyaspor 27 6 11 10 -13 28
19.Pendikspor 27 6 13 8 -23 26
20.İstanbulspor 28 3 18 7 -31 13

YAZARLAR