16720,34%2,29
43,58% -0,03
51,99% 0,79
7118,61% 2,53
11665,04% -0,82
Eskiden yükselmek çalışmakla olurdu. Şimdi eğilmekle oluyor. Emek hâlâ var ama tek başına yetmiyor. Bir de uyumlu olacaksın. Uyumdan kasıt üretmek değil, itiraz etmemek.
“Problem çıkarmayan” olmak, en büyük meziyet.
İşini iyi yapan değil, sesini çıkarmayan tercih ediliyor. Çünkü iş bozulabilir ama düzen bozulmamalı. Düzen bozulmasın diye de bazı insanların boynu sürekli eğik kalmalı.
Bugün birçok kurumda yükselmenin ölçütü ne bildiğin değil, kime bağlı olduğun. Ne yaptığın değil, neyi görmezden geldiğin.
Bunu herkes biliyor ama kimse yüksek sesle söylemiyor. Çünkü söyleyen, oyunun dışına atılıyor. Oyunda kalmak isteyen ise kuralları sorgulamıyor.
Eğilenler yükseldiğini sanıyor. Oysa aslında yerinde sayıyorlar. Çünkü eğilen insan yukarı çıkmaz; sadece bulunduğu yerde daha görünür olur. Ama bunun adına kariyer deniyor.
İtiraz eden “ergen”, susan “olgun”.
Haksızlığı dile getiren “uyumsuz”, sineye çeken “tecrübeli”.
Bu kelimeler boşuna seçilmiyor. Dile müdahale edilince, düşünce de şekilleniyor. İnsanlar bir süre sonra gerçekten susmanın daha akıllıca olduğuna inanıyor. İtaat, bilinçli bir tercih gibi sunuluyor.
Oysa çoğu zaman bu bir tercih değil, mecburiyet. Ama mecburiyet uzun sürünce gönüllülük gibi gösteriliyor.
Yükselenlerin hikâyesi anlatılıyor hep. Ama aşağıda kalanların neden orada kaldığı konuşulmuyor.
Dik duranlar, itiraz edenler, “burada yanlış var” diyenler… Onlar sistem dışı. Onların kariyeri yok ama bir duruşları var.
Bu ülkede duruş pahalı bir şey. Çoğu insan alamıyor. Alan da yalnız kalıyor. O yüzden kalabalık, eğilenlerden oluşuyor.
Belki de yanlış soruyu soruyoruz.
“Kim yükseldi?” değil,
“Ne pahasına yükseldi?”
Çünkü bazı yükselişler aslında alçalmaktır. Ama yukarıdan bakınca bu fark edilmiyor. Yükseklik baş döndürüyor, eğildiğini unutturuyor.
Eğilenler yükseliyor sanıyor.
Ama insan, en çok eğildiği yerde küçülüyor.
