Sosyal medyada 6 Şubat itibarıyla yayılan "Jeffrey Epstein Tel Aviv'de görüntülendi" iddiası, yeni bir görsel eşliğinde yeniden gündeme geldi. Paylaşımlarda, Epstein'e benzeyen bir kişinin İsrail'in Tel Aviv kentinde yürüdüğü öne sürülüyor. Ancak iddiayı destekleyen doğrulanmış video, resmi kayıt, güvenilir tanık beyanı veya saygın medya teyidi bulunmuyor.
Uzmanlar, benzer yüz iddialarının daha önce de defalarca gündeme geldiğini ve tekil bir görselin kimlik kanıtı sayılamayacağını vurguluyor.
Jeffrey Epstein, 10 Ağustos 2019'da New York'taki Manhattan Metropolitan Correctional Center'da (MCC) ölü bulundu. ABD makamları, ölüm nedenini intihar olarak kayıtlara geçirdi.
Ancak olay sonrası yayımlanan ABD Adalet Bakanlığı (DOJ) Müfettişlik Raporu, cezaevinde ciddi kurumsal ihlaller yaşandığını ortaya koydu:
Zorunlu hücre kontrolleri yapılmadı
Gözetim zinciri aksadı
Personel prosedürleri ihlal edildi
Bu bulgular, "ölüm şekli" tartışmasını canlı tutsa da, Epstein'in hayatta olduğuna dair resmî veya bağımsız bir kanıt sunmadı.
Ocak 2026'da ABD Adalet Bakanlığı, kamuoyunda "Epstein dosyaları" olarak anılan yeni bir belge setini şeffaflık yasası kapsamında yayımladı. Yetkililer:
Belgelerin tamamının güvenlik ve mağdur mahremiyeti gerekçesiyle açıklanmadığını,
Yayınlanan dosyaların Epstein'in hayatta olduğuna dair bir bulgu içermediğini açıkladı.
Buna rağmen sosyal medyada, Epstein'e ait olduğu iddia edilen dijital hesap hareketleri "yaşıyor" iddiasına dayanak gösterilmeye çalışıldı. Siber güvenlik uzmanları ise şunu net biçimde söylüyor:
"Bir dijital hesabın ölüm sonrası erişime açılması veya şifre değişimi, kişinin hayatta olduğunun kanıtı değildir."
Bu tür işlemler; miras süreçleri, üçüncü kişi erişimi veya platform güvenlik prosedürleriyle açıklanabiliyor.

Epstein'in ölüm gecesi sedyede çekilen fotoğrafı, yıllardır "dublör kullanıldı" iddiasıyla paylaşılıyor. Ancak:
Bu iddia, 2019'dan bu yana hiçbir bağımsız doğrulama kuruluşu tarafından kanıtlanmadı.
Tek bir fotoğraf karesinden kimlik değişimi çıkarımı yapılmasının bilimsel ve hukuki karşılığı yok.
2026'daki belge yayınları, bu eski iddiaları yeniden dolaşıma sokmuş olsa da yeni bir kanıt sunmadı.
Uzmanlara göre üç temel neden var:
Epstein'in suç ağı ve bağlantılarının genişliği, kamuoyunda "sırlarıyla birlikte öldü" algısını güçlendiriyor.
Cezaevindeki kurumsal ihmaller, resmi açıklamalara olan güveni zedeliyor.
Büyük belge sızıntıları, doğrulanmış bilgilerle spekülasyonları aynı akışta yayıyor.
Bazı uluslararası medya kuruluşları ise bu süreçte kanıtsız iddiaların antisemitik komplo anlatılarına dönüştürüldüğüne dikkat çekiyor ve "iddia–kanıt ayrımının" özellikle vurgulanması gerektiğini belirtiyor.
Bugüne kadar:
Jeffrey Epstein'in hayatta olduğuna dair doğrulanmış hiçbir kanıt yok.
Tel Aviv'de görüldüğü iddiası, kanıtsız bir sosyal medya paylaşımından ibaret.
Resmî kayıtlar ve soruşturmalar, tüm tartışmalara rağmen ölüm kaydını değiştirmiş değil.
Şüphelerin sürmesi mümkün. Ancak gazetecilik açısından geçerli ölçüt hâlâ aynı:
İddia var, kanıt yok.